lcce_logo.jpg

Doğru nefes alma ve gevşemenin önemi
Neden egzersiz?
Haptonomi; Sevginin dokunuşu
Doğumda ağrı nedenleri?
Röportajlar
Doğumda korkunun hikayesi
Dikkat!!!Bebeğiniz herşeyi kaydediyor!!!
Lamaze eğitimimi size rehberlik edecek.
Normal bir doğum için 10 öneri
Doğumda bebekler ağlamalı mı?
21.Yüzyılda Lamaze Eğitimi
Sağlık Bakanlığı Doğum Eylem Planı yayınladı.

Haptonomi; Sevginin dokunuşu


ana sayfa

Haptonomi; Sevginin Dokunuşu

pregnant.jpg

Yeni filizlenen bir yaşama şekil vermek, o ulvî varlığı kendini ve insanlığı seven bir birey olarak yetiştirmek doğru bilgi isteyen, bol özveri gerektiren sürprizlerle dolu inişli çıkışlı bir yol. Bu sorumuluğu Demokles'in kılıcı gibi tepelerinde hissederek kendilerini eğitmeye karar veren anne-babalar, iç güdülerini kullanarak, sezgilerine uyarak; nesilden nesile aktarılan tecrübeleri, bilimsel verilerin ve önerilerin ışığında değerlendirmeliler.

Sevgiyi mikroskobun altına koyan bilim adamları, sağlıklı bir kişiliğin gelişmesinde çocuk-ebeveyn ilişkisinin oynadığı rolü araştırırken, bebeğin ana rahmindeki yapısı hakkında önemli bilgiler edindiler. Dr. Thomas Verny, The Secret Life of the Unborn Child başlığını taşıyan kitabında, olgun bir ceninin görebildiğini, işitebildiğini, tadabildiğini, hissedebildiğini, tecrübe edebildiğini, hatta öğrenebildiğini söylüyor. Altıncı aya kalmadan aktif bir duygusal yaşam sürdüren bebeğin, 'in utero' yani ana rahminde hissedip algıladığı her şey; annenin genel ruh hali, babanın anneye ve bebeğe karşı beslediği duygular gelecekteki hareket ve beklentilerininin alt yapısını oluşturuyor.

"Çocuk daha doğmadan kişilik sahibi olmaya başlar," diyen Dr. Catherine Dolto-Tolitch, hamilelik sırasında biriken bir çok duygu ve anının geleceği hazırladığını, dolayısıyla ebeveylerin bu dönemde bebekle, bebeğin de onlarla 'ilişki kurarak' sevgi ve güvenin temelinin atılması gerektiğini belirtiyor. Bu ilişkinin üzerinde önemle duran, ama her yaştaki insanı da içine alan bir bilim dalı var. Fransa'da yaşayan Hollanda'lı doktor Frans Veldman tarafından geliştirilen, ''dokunmanın ve hissetmenin" bilimi diye bilinen Haptonomi, insanlar arasındaki duygusal ilişki ve etkileşimi ele alıyor. Amacı; iyileştirmek, başkasının varlığını onaylamak, temel özgüvenini yaratmak, kişinin özündeki otantik kimliğin sağlıklı bir biçimde gelişebilmesi için sözlerle ve hareketlerle 'dokunmak'...
Dr. Dolto-Tolitch bakın ne diyor: "Elinizle bir başka kişiye dokunduğunuzda, gerçekte siz o an kendinizi karşı tarafa açmakla kalmıyor, özünüzde olası değişimi de baştan onaylar ve destekler konumuna geliyorsunuz. Bu da sevginin teması demektir, diğer bir deyişle Haptonomi...İnsanlar; mademki bunlar elleriyle çalışıyorlar, o halde beden terapisi yapıyorlar diye bir sınıflandırmaya sokarlar bizleri. Hayır, katiyen böyle değildir. Bu öyle bir terapidir ki, kişiyi bir bütün olarak ele alır; yani hem bedensel, hem içsel. Biliyoruz ki, konuşan hareketler olduğu gibi, dokunan sözcükler de vardır...Bu tedavide uyguladığımız en önemli araç, duygusal onaylamadır. Doğum öncesi Haptonomi çalışmak, duygusal onaylama yoluyla çocuklarda olduğu kadar büyüklerde de güven hissini yükselten unsurların araştırılmasına ve bu duygunun gelişmesine yarar. Yapılan çalışmalar sonucunda da; anne ve babası tarafından sevgi görerek dünyaya gelen çocukların kendilerine daha güvenen, gözleri daha cin bakan, daha rahat ve huzurlu çocuklar oldukları şaşkınlıkla gözlemlenmiştir."
Genellikle hamileliğin dördüncü ayından itibaren başlayan hapnoterapide, anne, kaslarını rahatlatarak, cenine daha fazla yer bırakmayı öğreniyor. Dolayısıyla da, acıya olan hassasiyetini azaltıyor.

gebelik_reiki.jpg

Bebeğin ilk kıpırtılarıyla birlikte, anne- baba, sallama ve rahimde yer değiştirme oyunlarıyla bebeği aktifleştirip duygusal ve fiziksel bazda üçlü bir ilişki kuruyorlar. Dr. Veldman, hamileliğin son üç ayında yaptığı araştırmalarda, ultrason imajlarında, şu muhteşem görüntüyü yakalamış defalarca: Baba, annenin çıplak karnına dokunduğunda, bunu bir davet olarak algılayan bebek, sokulmak istercesine babanın eline yaklaşıyormuş! El çekildiğinde, bebek de uzaklaşıyormuş. Tahmin edebileceğiniz gibi bu da, bebeğin iletişim kurma arzusundan ileri geliyormuş...
Böylesi bir dinamik içinde, her iki ebeveyni tarafından duygusal anlamda karşılanan çocukların doğum sonrasındaki fizyolojik ve psişik gelişimleri, diğer çocuklara oranla farklıymış. Alman psikolog Dr. Ludvig Janus dediğine göre; algı, konuşma ve dikkat yetileri kolay gelişen ve yüksek bir IQ'ya sahip olan bu çocuklarda, bedensel ve duygusal rahatsızlıklara daha az rastlanılıyormuş.
Devamı haftaya diyerek, yazıyı Dr. Dolto-Tolitch'in şu şiirsel anlatımıyla noktalamak istiyorum:

"Çocukların danslarında en büyüleyici olan şey de hareketleri hatırlamaları. Nasıl olduğunu bilmiyoruz ama öğreniyorlar ve bir kez yaptılar mı, bu sefer teklif onlardan geliyor...Hele ki, eli de tanıdılar mı keyiflerine diyecek yok! Bu harika bir olay! Rahimdeki çocuk tarafından davet edilmek, onu izlemek ve hissetmek, dur dediği zaman durabilmek inanılmaz bir duygu. Bir babanın bana, 'Bu, saygı pedagojisi işte' dediği gibi..."

(Yazı Işık Menderes'den alınmıştır.)

Haptonomi hakkında bilgi için tıklayınız.www.haptonomy.net

Bir anne adayımızın yaşadıkları...

Eşimle bebek sahibi olmaya karar verdiğimiz andan itibaren bebek bakımı ve hamilelikle ilgili programları takip etmeye kitaplar dergiler almaya başladık. Okuduğumuz yazılarda izlediğimiz programlarda bebeğin anne karnından itibaren duyabildiğini hissedebildiğini öğrenmek bizi önceleri şaşırtsada zamanla eşimle birlikte anne karnından itibaren bebeğimizle iletişim kurma fikrine kendimizi kaptırdık. Okuduğumuz yazıların, izlediğimiz programların ortak fikri olduğuna göre kaybedecek bir şeyimiz yoktu.Hem bunca yazı, bunca program araştırmalara dayanarak yapılmıyor muydu?

Bebeğimiz olacağını öğrendiğimiz gün dünyalar bizim olmuştu.Hemen kendisiyle konuşmaya başladık. Elerimiz karnımın üzerinde gün içerisinde yaptığımız herşeyi, ona olan sevgimizi ona anlatmaya başladık. Alışveriş için dışarı çıktığımız bir gün bebeğimin kasıklarıma yaptığı baskı sonucu zor adım atar olmuştum. Eşim elini karnıma koyup’ ’ hadi babacım annen yürüyemiyor,çık yukarı hadi bebeğim üzme bizi’ diye bebeğimize seslendi. O an komik gözükse de bebeğimizin kasıklarımdan yukarıya eşimin eline doğru çıkmasıyla doğru bir şeyler yaptığımıza kesin karar verdik.Başarmıştık bebeğimizle iletişim kurabiliyorduk. Hiçbir şey kaybetmemiş çok şeyler kazanmıştık. Bu olaydan sonra bebeğimizle daha çok konuşmaya, güzel müziklerle dans etmeye başladık.Biz bir aileydik. Hem de çok mutlu bir aile.

Eşimin hafta sonu nöbetine evde bebeğimle birlikte zaman geçiriyorduk. Eşim her fırsatta telefon edip neler yaptığımızı, bebeğimizin nasıl olduğunu soruyordu. Bebeğim 18 haftalık olmuş hareketlerini hissediyordum. Nöbetinin son günü telefon ettiğinde bebeğimizin hareket ettiğini söylediğimde telefonu karnımın üzerine koymamı kendisiyle konuşacağını söyledi. Eşimin bebeğimizle iletişim kurmaya kendini fazla kaptırdığını telefon ahizesini karnını koyunca ne olabileceğini ne düşündüğünü bir yandan anlamaya çalışıyor bir yandan da onu kırmamak adına bu kadarını da fazla olacağı düşüncesini taşıyarak ahizeyi karnımın üzerine koydum. kendi kendine gülerken bebeğimin hareket ettiğini hissedince çok şaşırdım. Ahizeyi kulağıma götürdüm eşim bebeğimize hareket etmediği için benim endişelendiğimi, beni sevindirmek adına biraz hareket etmesi gerektiğini sevgimizi anlatıyordu. Ahizeyi karnıma geri koydum ve babasının sesini dinlemesini sağladım. 5 dakika kadar sonra eşime bebeğimizin hareket ettiğini söylediğimde eşimde çok mutlu olmuştu.
O günden sonra bebeğimize şarkılar söylemeye, gece yatmadan önce kısa masallar anlatmaya başladık.

Anne karnında iletişimin mümkün olduğunu yaşayarak öğrendik. Tanıdığımız herkese tanıştığımız her anne-baba adayına yaşadığımız bu güzel tatlı anları anlatarak bebekleriyle iletişim kurmalarını tavsiye ettik.
Bebeğimizi kucağımıza alacağımız günü dört gözle bekliyoruz. Biliyoruz ki bebeğimiz de heyecanla kavuşacağımız günü bekliyor.


ÖZLEM AYDEMİR

ana sayfa