| Zor bir doğum, mutlu son |
|
|
|
Canan ve Serdar Marmaris’ten arkadaşım bir çift. Hatta Serdar yelken yarışlarında rakip teknenin kaptanlığını da yapıyor. Yarışlarda sık sık yollarımız kesişiyor. Bazen rekabet kuralları bazen de nezaket kurallarını gözeterek, birbirimize yol veriyoruz. Ama bu sefer yollarımız uzun zamandır bekledikleri bebeklerinin müjdeli haberi ile kesişti. 9 aydır takiplerimiz, doğuma hazırlık eğitimleri, yoga dersleri derken Pazar gecesi telefonum çaldı. Pembe bir sıvı geldiğini söyleyince, bunun halk arasında nişan olarak tanımlanan ve doğumun yakında başlayacağını müjdeleyen rahim ağzı mukus tıkacın açılması olduğunu anladım. Pazartesi için kontrole çağırdım. Pazartesi kontrolünde her şey normaldi. Bebek sağlıklıydı. Muayeneye gerek duymadım, nasılsa doğumun başlaması beklenecekti. 72 saat içinde doğum olacaktı. O gecenin sabahı saat 05:15’te telefonum çaldı. Artık telefonum her çaldığında bunun bir doğum haberi olduğunu biliyorum. Arayan ebe doğumun başladığını ve 2-3 cm açıklık olduğunu söyleyince, her zamanki gibi takip etmesini ve sabah geleceğimi söyleyerek telefonu kapattım. İşte hamile eğitiminin doktorlara sağladığı bir avantaj burada ortaya çıkıyor. Hastaneye gitmem için burada bir sebep yok. Ebe kontrollerini yapıp bana haber verdi ve takiplerini sağlıklı bir şekilde yapacağına dair ona güveniyorum. Gebe de bana gerekince geleceğime dair güveniyor. Orada olmasam bile bunun bir ekip çalışması olduğunu ve ebenin gerekenleri yapacağını biliyor. Bu güven sayesinde telefonla doğumu yönetme şansımız var. Oysa eğitime gelmeyen bir gebede bu güveni sağlamak çok zor oluyor. Bu yüzden bu gebeler hastaneye gidince doktorunu mutlaka görmek istiyor, hem de sürekli görmek. Sizce bu beklenti bile, yoğun çalışan doktorlarda sezaryen oranlarında bir artış sebebi olabilir mi? Elbette oluyor. Yani hamile eğitimi anne yararına olduğu kadar, doktor yararına da işliyor. Neyse eğitimi bir yana bırakırsak, sabah saat 09:30 gibi hastaneye gittiğimde 4-5 cm açıklık, %80 silinme vardı. Bu çok iyi bir gelişmeydi. Doğum çok kısa sürede hızlanacak ve akşam olmadan doğum olacaktı. Sonradan anlıyorum ki güzel bir hayal kurmuşum ben… Canan gece uyuyamamıştı ve yorgundu. Kasılmaları seyrekleşmişti. Bu da önemli değildi. Doğumlarda bazen doğum durabiliyor. Yeterli sabır gösterilirse doğum kendiliğinden yeniden başlıyor ve sağlıklı bir doğum oluyor. Ben de beklemeye karar verdim. Canan’a özellikle arada yeterli sıvı ve gıda alımını unutmamasını, kasılma aralarında da dinlenmesini söyledim. Arada aktif olmasının ve yürümesinin de doğumuna yardımcı olacağını belirterek hastaneden ayrıldım. Serdar zaten doğum yardımcısı görevi ile hep yanında olacaktı. Şimdilik çalıştıkları senaryo hayal ettikleri gibi gidiyordu. Saat 16:00 da hastaneye gittiğimde açıklık 5-6 cm olmuştu. Kasılmalar nispeten iyiydi ama kısa sürüyordu. Canan yavaş yavaş yoruluyordu. Yine de kasılmaları çok güzel karşılıyor, sakin nefeslerle cevap veriyordu. Serdar’da hep yanındaydı ve destek oluyordu. Herkes birbirine güveniyordu. Ben onlara güveniyordum. Canan bedenine ve bebeğine, Serdar her üçümüze de güveniyordu. Karar: Beklemeye devam. Eve gittiğimde evde ayrı bir heyecan vardı. Tango grubu dostlarınızı yemeğe davet etmiştik. Eşim biraz heyecan biraz da her şeyi vaktinde yetiştirmenin telaşı ile koşturuyordu. Hazırlık telaşı ile vakit geçti. Biraz yorulmuştum, ama asıl yorgunluğum zihinseldi. Doğum hep aklımdaydı. İstediğim gibi gitmiyordu. Kasılmalara rağmen açılma hızlı olmuyordu. Arkadaşlarımız yavaş yavaş geldiler. Saydım 18 kişilerdi. Evde güzel bir sohbet ortamı başlamıştı. Onlar benim sessizliğimi fark edince sebebini sordular. Doğumdan bahsettim. Böylece doğumu merakla bekleyen hastanedeki yakınlara, evdeki 18 kişi daha katılmış oldu. Saat 19:00. Ben dayanamadım yeniden hastaneye gittim. Açılma aynıydı. İlerleme durmuştu. Kasılmalar çok hafifti. Ama Canan bu kasılmaları daha şiddetli hissetmeye başladı. Yorgunluk onu ve doğumu yavaş yavaş esir alıyordu. Canan bazen sezaryen istiyor, bazen de epidural anestezi istiyordu. Oysa doğumdan önce mümkün olduğunca bu seçenekleri kullanmak istemediklerini söylemişlerdi.
Birdenbire aklıma bugün dogaldogum2008 isimli yahoo grubumuza yolladığım mail aklıma geldi. Onlara şöyle yazmıştım;
“Şimdi size bir senaryo sunayım ve yaklaşımlarınızı yazın.
Bir gebemiz doğum öncesi tercihlerinde doğal doğum istiyor. Tercihleri arasında istese bile epidural anestezi veya sezaryen yapılmaması var. Doktora doğum öncesi özellikle bu konuda, istese bile onu dinlememesi için talimat veriyor. Doğum başlıyor....4-5 saat sonra kasılmalar onu çok rahatsız edince (belki yorgunluk belki anemi belki de korku faktörü... Sebep önemli değil ) Epidural anestezi istiyor.... Hatta sezaryen istiyor…Doğuma daha 3-4 saat var.
Doktorun ne yapmasını istersiniz? Nasıl davransın? “
İçime mi doğmuş diyeyim, çekim yasası mı diyeyim bilemiyorum. Ancak sorduğum soru tam da benim başıma gelmişti. Zaten bu soruyu çok sık karşılaştığımız bir sorun olduğu için yazmıştım.
Canan’a doğum hızlandığı anda çok kolay bir doğum yapacağını, buna ihtiyacı olmayacağını ve doğumu çok güzel yönetebildiğini söyleyerek güven verdim. Ama kasılmaları yetersizdi ve saatler geçmesine rağmen açıklık aynıydı. Kasılmaların daha etkili olabilmesi için serum ve ilaçla doğumu hızlandırmanın uygun olacağını söyledim. Kabul etti. Ebe gerekli hazırlıkları yaparken ben eve geri döndüm. Herkes meraklı gözlerle bana bakınca, doğuma daha çok olduğunu söyleyerek köşeme çekildim. Evdeydim ama aklım hastanedeydi. Sezaryen için yeterli bir neden göremiyordum. Ama işin pratiğine baktığımızda doğum ilerlemiyordu, Canan gittikçe yoruluyordu. Doğum başlayalı neredeyse 24 saat olacaktı. Artık bir şeyler yapmanın zamanı geliyordu. Saat 00:30 misafirler gitti. Canan kadar ben de yorgundum. İçimden hiç hastaneye gitmek gelmiyordu. Ama mecburdum. Yine içimdeki sezaryen şeytanı benimle konuştu; “ Gebe istediğinde sezaryen yapsaydın ya…Hem kahraman olurdun… Hem de şu anda uyuyor olurdun…” Şeytanı kovduktan sonra hastaneye doğru yola çıktım. Eğer doğumda ilerleme yoksa artık daha fazla beklememeye karar verdim. Herkes yorgundu ve artık biran önce ne olacaksa olsun istiyordu. Bu düşüncelerle hastaneye vardıktan sonra ilk işim Canan’ı muayene etmek oldu. Evet… İşte başarmıştık…Açıklık 9 cm olmuştu ve bu hızla giderse 1saat içinde doğum olabilirdi. Yine yanıldığımı daha sonra anlayacaktım. Canan elbette çok yorgundu ve artık yapamayacağını söylüyordu. En çok destek gereken noktadaydı. Ona sona yaklaştığımızı, az sonra ıkınmaları hissedeceğini söyledim. Bebeğin sağlıklı olduğunu ve artık hep yanında olacağımı da ekledim. Bu sözlerim mi onu etkiledi bilemiyorum ama Canan biraz kendini toparladı. Ayakta çok güzel ıkınmalara başladı. Aralarda dinlenmeye çalıştı. Aslında tecrübelerim bana doğumun şimdiye kadar çok rahat olması gerektiğini söylüyordu. Bebek iri değildi. Canan’ın kemik yapısında büyük bir darlık yoktu. Ama bir şekilde Levent bebeğin başı ilerlemiyordu. Hatta vakum etkisi yüzünden başında ödem olmaya başlamıştı. Canan bazen çok güzel ıkındı, bazen de sezaryen istedi. Doğumun sonlarına doğru bu istek oluyor. Birçoğu doğumdan sonra, onların bu isteğini dinlemediğimiz için bize teşekkür ediyorlar. Saat 03 olduğunda Canan artık iyice yorulmuştu. Ama güçlü ıkınmaları ile bebeğini doğum aşamasına getirebilmişti. O gücü görmeliydiniz. Ve o inancı. Bebeği için son gücüne kadar çalışan bir anne karşımızdaydı. Saygıyla izliyorduk. Belki yorulmasa doğumu da kendi yapardı ancak artık bunu yapacak gücü kalmamıştı. Hatta kasılmaların aralarında artık uykuya dalıyordu. Bu arada bebeğimiz Levent’in keyfi yerindeydi. Ben hep karar aşamalarımda bebeklerle konuşurum. Onlara danışırım. İnanmasanız bile onlar da benimle konuşurlar. Ritmik kalp atışları ile cevap verirler. Kiminin “Doktor amca ben çok iyiyim devam edebilirim.” dercesine hızlı atar. Kiminin kalbiyse “ Doktor amca, ben çok yoruldum, bir an önce anneme kavuştur beni.” dercesine kalp atışlarını yavaşlatır. Dinlerseniz bebeklerle sizlerle hep konuşurlar. Levent de hızlı ve ritmik kalp atışları ile hep yola devam etmek istediğini bildirdi. Belki de çıkardığı zorluğu örtbas etmek istiyordu. Levet büyüdüğünde ben bu zorlu anların hesabını soracağım ona…
Ve sonunda güçlü bir ıkınmaya ben de hafif bir çekme kuvveti uyguladım. Bu sayede Levent başını takıldığı yerden kurtardı ve doğum gerçekleşti. Hatta vakum takmama rağmen epizyotomi (vajinal kesi) yapılmadı. Doğumda ciltte küçük bir yırtık oluştu. O da basit dikişlerle tedavi oldu. Normalde ben bebekleri doğar doğmaz anne kucağına bırakırım. Kordonunu çok geç keserim. Ancak bu sefer durum farklıydı. Levent’in ısıtıcı altında kontrolü çok daha sağlıklı olacaktı. Bu yüzden doğumdan hemen sonra ısıtıcı altında ilk bakımını yaptım. Levent sağlıklıydı. Rahat nefes almaya başlamıştı ve kalp atımı iyiydi. Güvende olduğunu garanti altına aldıktan sonra Canan’ın kucağına verdim. Canan tüm yorgunluğuna rağmen onunla ilgilendi. Konuştu. Levent ona baktı. O da güvende olduğunu anladı ve kendini anneye teslim etti. İşte tüm çabalarımızın ve yorgunluğumuzun yegane ödülü karşımızdaydı. Az önce doğurduğu bebeği ile göz göze gelen bir annenin büyüsü…O ilk dokunuş… O ilk temas…
Şimdi geri dönüp yazımı tekrar okuduğunuzda doğumun birçok aşamasında, doğumun gidişatı hakkındaki beklentilerimde yanıldığımı göreceksiniz. Evet, bazen daha doğrusu birçok zaman, doğumun nasıl gideceğini tahmin edemiyoruz. Doğumda her şey olabiliyor. Bazen doğum çok hızlı oluyor. Bazen de bu doğumda olduğu gibi bariz bir sebep olmadığı halde doğum ilerlemiyor. Levent 3020 gr 50 cm doğdu. Yani iri bir bebek değildi. Doğumunu engelleyebilecek bariz bir engel yoktu. Ama istediğimiz gibi ilerlemedi. Bu doğum sezaryenle de sonuçlanabilirdi. Muhtemelen birçok özel hastanelerimizde sezaryen kaçınılmaz bir son olacaktı. Ne gebelerimizin ne de doktorlarımızın bu kadar beklemeye artık zamanları ve sabırları kalmadı. İşin içine bir de yasal sorumluluklar eklenince, herkes uzayan doğumlardan korkar oldu. Doğumdan sonra yardımcı personelin sözleri ilginçti. Derin bir oh çektikten sonra büyük bir rahatlama ile “ sanki kendim doğurdum.” dedi. Yani bu kadar emekten sonra o da Canan’ın doğurmasını istemişti. Bunu başarması için çabalamıştı. Destek olmuştu. Canan’la bir olmuştu.
Peki tüm bunlardan sonra Canan sonuçtan memnun mu? Yani bu kadar çabadan sonra, bu kadar yorgunluktan sonra normal doğumla bebeğine kavuşmak onu mutlu etti mi? Yoksa bebeğine, doğumun ortalarında yorgunlukla talep ettiği sezaryen ameliyatı ile mi kavuşmayı tercih mi ederdi? Canan’a bu soruları doğumdan sonra sordum. “Yarın aklım başımdayken cevaplamayı tercih ederim.” dedi.
Sakin sularda doğuma başladık. Toplanan bulutlar bizi biraz ürkütse de 15-20 knot esen hafif fırtınalı havada doğuma devam ettik. Ama ilerleyen saatlerde kendimizi 30-50 knot esen güçlü bir fırtınanın içinde bulduk. Derhal ekip olarak görev dağılımı yaptık. Bildiğimiz ve çalıştığımız tüm fırtına taktiklerini uygulayarak fırtınadan başarıyla sıyrıldık ve yolcumuzu 5-6 saat sonra güvenli bir limana ulaştırdık. Denizciler böyle bir deniz tecrübesinden sonra, sakin bir limana ulaşmanın onlarda yarattığı rahatlama, hatta başarının getirdiği gurur duygusunu iyi bilirler. İşte biz de ekip olarak, hissedilen bu başarının belki 10 katını, bu sabah 03:13 de hissettik. Ama hakkını vermek lazım. Buradaki görev dağılımında ben taktisyensem, Canan kaptandı. Bütün yükü o omuzladı.Serdar'a ise teknedeki her işe koşturmak kaldı.
Buradan Serdar ve canan’a bana güvenleri için teşekkür ederim. Ama en çok teşekkürüm Canan’a… O güveni ve çabaları için… Yorgunluğuna rağmen bebeğine kavuşma yolunda güçlü ıkınmaları için… Bir kez daha bana kadının doğum yapma gücünü gösterdiği için…
Hakan Çoker 13.01.2010 saat 05:51
Not: Bu sabah canan ve Serdar’ı ziyarete gittim. Canan içindeki güce kendisinin bile inanamadığını söyledi. Ama her şeye rağmen normal doğumu tercih ettiği için mutluydu. Yorgunluğuna rağmen doğumun getirdiği bütün avantajları görüdüğünü söyledi. Özellikle bebeğinin çok daha sağlıklı ve huzurlu olduğuna emindi.
|