İstanbul'dan Marmaris'e doğum hikayesi Yazdır e-Posta

Kamile ve Özgür Kılıç çifti.
Onlarla Şubat 2009 kursuna yaptıkları başvuru ile tanışmaya başladık.
Kamile Kuraldışı’nda yaptığımız kurs sırasında ilk gün dikkatimizi çeken gebelerden biriydi. Tedirgin görünüyordu ve en ince detayları bile sorma isteğindeydi. Akşam yorumlar yaparken kursa katılan Nil Gün “Kamile konusunda bir şeyler yapmak lazım, tedirgin görünüyor.”  dedi. Ben de ona ilk gün bunların yaşandığını, ikinci günün sonunda her şeyin oturacağını söyledim. Nitekim de öyle oldu.
Özgür ise ideal eş ve baba adayı olarak karşımızdaydı. Eşine ve doğuma saygılı biri olarak gelmişti. En çok gevşeme egzersizlerinden etkilendi. Daha önceleri eşi ısrar etmiş ama o uzak durmuştu. İlk kez derin gevşemeleri yaşadığında, duygularını kelimelerle ifade etmekte zorlandı.
Bir gün bayramda yazdığım ve köydeki evi anlattığım bir yazıya Özgür’den cevap geldi. ” Öyle güzel anlatmışsın ki size komşu gelebiliriz. Hatta doğumu da orada yapabiliriz.”

Zaten Ege’de bir yerlerde yaşama hayalleri varmış. Ben de onlara oturduğum evi kiralayabileceklerini söyledim. Şaka yollu başlayan planlamalar gerçeğe dönüştü ve bir hafta sonunda, buraları görmek için geldiler. Onları evin anahtarını verdim ve 3 gün kaldılar. 3 günün sonunda onlar da buraya büyülenmişlerdi. Planlar kesinleşti. Mayıs ayında gelecekler, doğumu burada yapacaklar ve Eylül sonuna kadara kalacaklardı.
Mayıs ayında köydeki eve yerleştiler. Yalnız köy deyince aklınıza ne gelir bilmiyorum ama Marmaris’in köyleri pek o bildiklerinizden değildir. Hele Hisarönü gerek imkanları, gerekse yaşayanları ile modern bir yerleşim yeridir. Daha önce Tamahine ve Erkan bu evde kaldılar ve harika kolay bir doğumdan sonra Çanakkale’deki evlerine döndüler. Bu yüzden komşular da artık gelen gebelerime alıştılar.
Gelir gelmez bahçeye güzel bir portatif havuz ve salıncak kurdular. Kamile gündüzleri havuzda rahatlıyordu. Haftada 2 gün Lorens ile yoga derslerine giriyordu.
Bu arada Özgür’de boş durmadı. Bir marangozdan yardım alarak, bebeğinin ilk karyolasını kendi elleri ile hazırlayıp, doğuma yetiştirdi. Sanırım biraz büyük bir bebek bekliyordu. Yaptığı karyolayı en az 6 yaşına kadar kullanacaklarına eminim.
Günler yaklaştıkça heyecanla bekliyorduk. Sadece ben değil, İstanbul’da doğumuna katılacağım 2 çiftimiz de bir an önce Kamile’nin doğum yapmasını istiyorlardı.
Ve bir akşamüstü Kamile aradı. Nişan gelmişti. Merak etmemesini ve beklemesini söyledim.
Sanırım 2 gün sonra Cuma günü akşam muayeneye geldiler. Kasılmalar bir başlıyor bir duruyordu. Geceyi biraz uykusuz geçirmişlerdi. Muayenede 3 cm açıklık ve % 50 silinme başlamıştı. Doğumu artık yakındı. O anda aktif doğum olmadığından ben yine evlerine geri yolladım. Yolladım ama aklım da tabii onlarda kaldı.
Gece saat 01:00’da Özgür aradı. 5 dakikada bir gelen kasılmalarla hastaneye doğru yola çıktıklarını söylediler. Hastanede ebe muayenesini yaptı. Bebeğin kalp atışları dinlendi. Her şey yolundaydı ve açıklık 4 cm olmuştu. Her zamanki gibi ebeye takip etmesini ve gerekirse haber vermesini söyledim. Saat 04’de kadar uyuyamadım. Her an haber bekliyordum ama haber gelmedi.
Sabah hastaneye 09’da gittim. Kamile bu geceyi de uykusuz geçirmişti ve yorgun gözüküyordu. Muayenede açıklık 5 cm, baş yukardaydı.
Kamile’ye 2 seçeneği olduğunu söyledim. Eve gidip doğumunun aktif başlamasını bekleyebilirdi. Veya su kesesini açarak doğumun hızlanmasını sağlayabilirdik. Eve gitmeyi göze alamadıklarını ve ikinci seçeneği tercih ettiklerini söylediler. Ancak bu sefer de Kamile su kesesi açıldığında, doğumun aniden hızlanacağından ve dayanamayacağından korktu. Ona bunun olmayacağını ve doğumun yavaş yavaş hızlanacağını söyledim.
Su kesesini açtık. Suları temizdi ve her şey yolundaydı.
Kamile biraz yorgun biraz da hayal kırıklığı içindeydi. Doğumunu en fazla 24 saate göre hayal etmişti. Oysa daha şimdiden 36 saat geçmiş, doğumun ancak yarısına gelmişti. Ve her şeyden önemlisi uykusuz ve çok yorgun hissediyordu.

Kurs için yazdıkları kayıt formuna, “Normal doğum istiyorum.Korkularım acının dayanılmazlığı. Son anda pes etmek.” , diye yazmıştı. Belki de hala bunları düşünüyordu.

İşte bu sırada Lorens geldi. Birlikte bir süre çalışmalar yaptılar. Bu sırada ben Özgür’ü kahvaltı için dışarıda bir yere götürdüm. Onun da dinlenmeye ihtiyacı vardı.

Gün boyunca kasılmalar devam etti ama açıklık yine olmadı. Saat 17 gibi kasılmalar şiddetlenmeye başladı. Evet, gerçek aktif doğum başlıyordu. Ama Kamile’nin gücü de artık azalmıştı. Baştaki kasılmaları sakinlikle karşılıyordu ancak artık bedenine kontrol etmekte zorlanıyordu. Epidural anestezi istediği söyledi. Ona emin olup olmadığını sorduk. Kararlı bir şekilde isteğini tekrarladı. Normal, zamanında giden bir doğumda ikna etmeye çalışırdım ancak gerçekten de çok yorgundu.
Epidural kateteri takıldı, serum bağlandı, doğum yavaşladığı için mecburen indüksiyon  (yapay oksitosin) takıldı.
Kasılmaları artık hissetmiyordu ve yüzü gülmeye başlamıştı. Onu böyle görünce, her gebeyi epidural enestezi ile doğurtmayı tercih eden doktorları ilk kez anladım.
Ben yine evin yolunu tuttum. Bu arada ben de pek iyi sayılmazdım. Karnım ağrıyordu, sanırım üşütmüştüm ve ben de uykusuzdum. Ve önümüzde bilinmez bir gece yeni başlıyordu.

Eve tam girmiştim ki ebe aradı. Bebeğin kalp atışları bozulmuştu. Epidural anestezi ve indüksiyonla yapay bir doğum kasılmaları yaratıyorsunuz. Bazen kasılmalar fazla geliyor ve bebek buna dayanamıyor. Dozu azaltmasını söyledim. Doz azaltılınca bebek rahatladı.

Bu aşamalarda bebek hep bize destek veriyordu. “ Ben iyiyim, doğum için devam edelim.” Dercesine kalp atışları çok iyiydi.

Saat 23:00 ebe yine aradı. “Epidural’in etkisi geçmeye başladı. Açılma yok, en fazla 6 cm. Aile artık ne olacak diyor. Ne diyeceğimi bilemedim.”

Hastaneye giderken ben de artık yeter diyordum. Bazen olmazsa olmuyor. Mümkün olduğunca normal doğum, ama 36 saati geçmişti. Eğer açıklık aynıysa sezaryen önermeyi düşünüyordum.

Odaya girdiğimde meraklı gözlerle bana bakıyorlardı. Artık bir şey olsun istiyorlardı. Toko kağıdında arada bebeğin kalp atışları hafif de olsa düşüyordu ama henüz bir tehlike yoktu. Son bir muayene yapacağımı ve sonra karar vereceğimi söyledim. Açıklığın aynı olacağından emindim çünkü ebe 30 dakika önce muayene etmişti.
Muayene ettiğimde şaşkınlık sanırım yüzüme yansıdı. 8 cm olmuştu, silinme tamdı ve artık bebek ilerlemeye karar vermişti. Sanırım sezaryen kararımı hissetti. Kamile’ye bu müjdeyi verdim. Sevindiler ama Kamile 2. epidural dozunu istedi. Aslında belki de dozun etkisi azaldığı için işler yoluna girmişti diye düşündüm. Bu yüzden onu ikna etmeye çalıştım. Ama onun kararlılığı karşısında hiçbir şey duramazdı. İkinci dozu yaptık ama bu sefer ilk dozun yarısıydı. Doğuma çok az kaldığından ıkınmanın etkilenmesini istemiyorduk.

1 saat çok zor geçti. Yine ailenin isteklerini mümkün olduğunca yerine getirmeye çalışıyordum. Elbette onları ve kendimi riske atmadan. Evet, doğumun çok kolay olacağını biliyordum. Ancak istenmeyen olaylar bazen çok kolay doğumlarda da olabiliyor. Veya bilmediğimiz bir anomali sonradan bebeği etkileyebiliyor. Bunları önceden tespit etmek her zaman mümkün değil. Böyle bir durumda ilk suçlanan yine ben olacaktım. Mantığım ve duygularımın kısa bir kavgasından sonra doğumun devam etmesine karar verdim.
Bebek kalp atışları iyiydi ama arada bozluyordu. Neyseki 30 dakika içinde tam açıklık oldu.

Artık doğum zamanıydı. 36 saattir büyük bir sabır mücadelesi vermiştik. Kamile, Özgür, Irmak bebek, ben ve hastane personeli. Karar verme aşamasında ebemiz şöyle dedi; “O kadar emek verdik ki, şimdi sezaryen olursa çok üzüleceğim. Saatlerdir doğum yapmaya çalışıyor ama ağzından bir kere bile yeter kelimesini duymadım. Başkası olsa çoktan sezaryen isterdi.”

Doğum odasına aldık.  Başka zaman olsa istediği pozisyonda doğumu beklerdim ama kritik saatler yağıyorduk ve doğum derhal gerçekleşmeliydi. Güzel bir ıkınma sonrası bebeğin başı vajene dayanmıştı bile. Kalp atışlarındaki hafif bozulmalardan dolayı epizyotomi yapmayı düşünürken, Kamile’nin güçlü bir ıkınması ile bebeğin başı çıkıverdi. Epizyotomiye gerek kalmadı. Doğum hep tahmin ettiğim gibi kolay olmuştu. Sanki saatlerdir bizi uğraştıran o değilmiş gibi, bebeğimiz doğar doğmaz şöyle bir gerindi. Ağzını temizler temizlemez onu, zaten kollarını açmış Kamile’ye teslim ettim. Daha doğrusu Kamile ona uzanarak, çekip aldı.

İşte bu anlarda odada hep bir fotoğrafçı olmasını arzu ediyorum. Çünkü o büyülü anları kaçırıyoruz. Kamile’nin bebeğine bakışını, Özgür’ün eşini saygıyla izlemesini sizlerle paylaşamıyoruz. Kamile ve Özgür bebekleri Irmak için kenetlendiler, kolları ile ona doğal bir kuvöz oluşturdular. O anda bütün o stres bitti. Yerini sevinç, mutluluk ve başarı aldı. Gelen çocuk doktorumuz ilk kontrollerini anne kucağında yaptı.

Yine güzel bir doğum yaşamıştık ama bu da diğerlerinde olduğu gibi çok farklıydı. Çünkü Kamile farklıydı, Özgür farklıydı, Irmak farklıydı. Bir doğum diğerine asla benzemiyor.

İstanbul’dan doğum için Marmaris’e geldiler.  Doğal bir doğum yapmak istiyorlardı. Ama mümkün olduğunca. Tıbbi yardım seçeneklerini de biliyorlardı. Ama bunun dayatılmasını değil, gerekirse seçebilmeyi istiyorlardı. Her karar aşamasında kendilerine bilgi verilmesini talep ediyorlardı. Kararların sorumluluğuna da katılmak istiyorlardı.

Ve mümkün olduğunca normal ve doğal bir doğum yapmak istiyorlardı. Sanırım artısı ve eksisi ile yaşadıkları tecrübeden tatmin oldular. Önemli olan da buydu. Doğumdan tatmin olmak. Doğumda aktif olmak. Sanırım bunlar, anneliğe ilk adımın daha bir pozitif ve güçlü atılabilmesinin olmazsa olmaz koşullarıdır.

Şimdi ne mi yapıyorlar?
Hala köydeler ve aile olmanın tadını yaşıyorlar. Irmak şimdiden doğayla bütünleşmeye başladı bile. 2 gün önce gittiğimde çok güzel bakıyordu. Harika pozlar verdi.

Yeni doğum haberlerinde görüşmek üzere.

Hakan Çoker Temmuz-2009

 

 

Hamile Egitim Merkezi
Doğal Dogum