| Miiliyet gazetesi Cumartesi ekinde doğal doğumu anlattık. |
|
|
Doğumla ilgilenen bir kişi öncelikle şunu bilmesi gerekir. Doğum bedenin fizyolojik yani kendi kendine otomatik yaptığı, doğal bir süreçtir. Yani müdahale gerektiren bir hastalık değildir. Herhangi bir risk taşımayan sağlıklı bir gebede, doğuma yapacağınız gereksiz müdahaleler doğumun işleyişini bozar. Böyle baktığınızda doğal doğum, MÜMKÜN OLDUĞUNCA müdahalesiz olarak annenin, yeterli fiziksel ve duygusal destekle yaptığı doğum şeklidir. Yani doğumu hızlandırmayacaksınız. Doğumda anneyi aç bırakmayacaksınız. İstediği gibi hareket etmesine izin vereceksiniz. Doğumun süresine saygı göstereceksiniz. Bu sayede anneyi anne yapan doğal hormonların en üst seviyede salgılanması sağlanır. Bu sayede anne doğumda hareket özgürlüğü kazanır. Bu sayede anne daha rahat bir doğum yapabilir. Yani doğal bir doğum için illa suda yapılması gerekmez. Suda doğum, doğal doğum için sadece bir tekniktir. Suyun rahatlatıcı etkisi kullanılır. Doğal bir doğumda annenin rahat ettiği uygun bir pozisyonda doğum yapması desteklenir. Çünkü yapılan çalışmalar, doğumda sırt üstü yatma ile karşılaştırıldığında, diğer pozisyonların çok daha avantajlı olduğunu göstermektedir.
Bu çalışmalarımızı 2005 yılından beri sürdürüyoruz. Bu konuda iki uluslar arası organizasyondan eğitim ve sertifika aldık. (Lamaze, HypnoBirthing) Birçok çiftimize eğitim verdik ve sonuçlarımızın çok olumlu olduğunu gördük. Birçok doğuma hazırlık konusunda uzman kişilerle bağlantı içindeyiz ve onların ülkemizde de kurs vermesi için çaba harcıyoruz. Ülkemizde hamile eğitimi ve özellikle doğuma hazırlık konusunda daha yolun başındayız.
Aslında doğum yapılan yerin çok fazla bir önemi yok. Önemli olan doğuma bakış felsefeniz. Yani eğer doğumda anne ve bebeğine güveniyorsanız, doğal doğum yolunda ilk adımı atıyorsunuz. Sonrasında doğum için güvenli bir yer sağlamanız gerekiyor. Çünkü doğumda her şeyin uyumlu çalışması için güven şart. Yani annenin doğumda bütün tedirginliğini veya korkularını çözmüş olmanız gerekli.Bence bir kadım için en güvenli yer evi ancak günümüz koşullarında bu hizmeti her doğumda vermek mümkün değil. Günümüzde en ulaşılabilir çözüm, hastane odalarımızı, ev tipi doğum odalarına dönüştürmek olabilir. Yani evin güvenli ve sıcak ortamını , hastaneye taşıyacaksınız. Anneye mahremiyetinde saygı göstereceksiniz. İzinsiz veya onaysız müdahale yapmayacaksınız. Böylece güven ve gerektiğinde tıbbi yardımı aynı mekanda sağlayabilirsiniz. Eğer doğum istediğimiz gibi ilerliyorsa zaten biz sağlık profesyonellerinin, doğumda izleyici olmanın ötesinde bir görevi olmamalı. Anne ve bebeği için gerekli kontroller, duygusal ve fiziksel destek temel görevimiz olmalı. Gerçekten tehlikeli bir durum olduğunda veya anne ihtiyaç duyduğunda yapacağımız yerinde müdahaleler doğuma yardımcıdır. Ama bu müdahaleleri, ayrım yapmadan tüm gebelere rutin olarak uygularsak, bu müdahalelerin de doğumun gidişini bozabildiğini veya en azından yarar sağlamadığını artık biliyoruz.
Dünya Sağlık Örgütüne önerilerine baktığınız zaman sezaryen oranının %15’i geçmemesi gerekir. Kendi oranlarım da %10 civarında. Yani riskli olmadığını bildiğimiz her anne adayı sağlıklı bir şekilde doğum yapabilir. Bence her kadının yapısı buna uygun. Çünkü içlerinde doğum yapma gücü ve bilgisi zaten mevcut. Tek yapması gereken bunu açığa çıkarmak ve doğumda bedenine güvenmektir. Bunun için de elbette uygun şekilde desteklenmesi gerekiyor. Zaten bütün problem de burada başlıyor. Anne doğal bir doğum istese de toplum, aileler ve sağlık profesyonelleri tarafından, hep önüne negatif bilgiler konuluyor. Bu da ondaki doğum yapma isteğini ve gücünü kırıp, yerinede korku bırakıyor.
Elbette gerekiyor. Çünkü hamile kalan bir kadın zaten hamilelik ve doğum serüvenine 1-0 yenik başlıyor. Ve eğer dikkat etmezse yenilgisi artarak katlanıyor. Çünkü toplum olarak kadınlarımıza destek olmak yerine, onları korkunç hikayelerimizle korkutuyoruz. Bence gebe bir kadına en büyük destek daha önce doğum yapmış annelerde gelmeli. Doğal ortamlarda, yani bozulmamış köylerimizde durum böyle işliyor. Ancak özellikle şehirlerimizde kadınlarımız, hazırlıksız yakalandıkları, ve yeterince destek alamadıkları kötü doğum tecrübelerini, doğumu kötüleyerek anlatıyorlar. İlk doğumunda çok kötü tecrübeler yaşamış birçok gebemin, ikinci doğumlarını farklı yaşamaları için daha çok çalışmam gerekiyor. Ancak ne mutlu ki, yeterli destek ve güven verildiğinde bu kadınlarımız çok sakin ve coşkulu doğumlar yapabiliyorlar. Burada önemli olan korkulardan kurtulmak. Korkunun doğum üzerindeki negatif etkileri 1930’lardan beri biliniyor. Zaten bütün hamile eğitim teknikleri gerekli bilginin verilmesi, korkunu giderilmesi ve doğumda gevşemenin sağlanması üzerine kurulu. Eğitimlerimizde de tamamen bunlara odaklanıyoruz. Seyrettikleri filmlerle doğumun normalliğine alışıyorlar. Ben de yapabilirim duygusu geliyor. Korkular giderildikten sonra kendini doğumda akışa bırakma teknikleri üzerinde çalışıyoruz. Çünkü doğumunuzu düşünerek ve kontrol ederek yapmanız mümkün değil. Zaten ilerlemeyen doğumlardaki en büyük problem budur. Kadın kontrolü bırakmak istemez. Korkar. Ancak doğum bilinçaltının yaptığı , içgüdüsel, ilkel hormonların aktif olduğu bir olaydır. Bilinç düzeyindeki uyarılar doğumu hep engeller. Bu yüzden doğum ortamlarında sessizlik sağlıyoruz, ışıkları azaltıyoruz.
Bu biraz hormonlu çilek mi yoksa doğal ortamında yetişmiş dağ çileği mi sorusuna benziyor. O doğal dağ çileklerinin tadını bilecek kadar yaşayanlar bunun farkını çok iyi biliyorlar. Yeni nesil ise bu farkı anlamakta güçlük çekiyor. Doğumda da böyle, doğal doğumun gücünü anlatmak için bu yöntemle doğum yapan kadınlarımızın doğum anındaki yüzlerine, coşkusuna ve hissettiklerine bakmalı. Onlarla konuşmalı. O kadar komik bir durumdayız ki vücudumuzun doğal bir fonksiyonu olan normal doğumun sağlıklı olduğunu ispatlamak zorunda kalıyoruz.
Diğer yöntemler içinde planlı sezaryen veya epidural anestezi ile normal doğum sayılabilir. Ancak her ikisinde de doğumda salgılanan doğal hormonların seviyesinde düşme olduğunu hatta hiç salgılanmadığını biliyoruz. Yani vücudun doğal fonksiyonunu müdahale ile bozmuş oluyorsunuz. Bu konularda çok çalışmalar yapılıyor ancak en basitinden, planlı sezaryenlerde anne bebek bağının geç kurulduğunu, emzirme problemleri olduğunu, doğum sonrası depresyonun daha sık görüldüğünü, bebekte solunum problemlerinin daha sık olduğunu biliyoruz. Doğumdaki bu yardımcı tekniklerin veya kurtarma ameliyatı olan sezaryenin, gerçekten gerekli kişilerde uygulanması gerektiğini savunuyorum. O zaman daha çok amacına ulaşıyor.
Bu ailenin kültürü ve kendini eğitmesi ile ilgili bir konu. Eğer aile isterse doğumda eşin veya bir doğum yardımcısının bulunmasını destekliyoruz. Ancak bunların dışında doğumda mümkün olduğunca az kişinin bulunmasını istiyoruz. Doğuma giren her fazla kişi aslında gebe için yabancıdır. Bu kişi iyi hazırlanmamışsa veya anne ile iyi iletişimi yoksa doğumun gidişini bozabilir. Ben bile doğum anına kadar mümkün olduğunca anneyi rahatsız etmemek için elimden geleni yapıyorum. Gözlemlerimi gerekirse uzaktan yapıyorum. Mümkün olduğunca az muayene yapıyorum. Annenin o içe, kendine dönüşünü bozmamaya çalışıyorum. Evet doğumda eş veya doğum yardımcısı girebilir ama diğer kişilere yer olmadığını düşünüyorum. Buna gereksiz yere orada bulunan sağlık personeli de dahil.
Burada çocuklar doğuma alınsın diye bir söylemimiz yok. Bu ailenin tercihidir. Kültürüdür. Saygı göstermek lazım. Yurt dışına baktığımızda birçok ev doğumunda çocuklarında doğum sonrasında bu güzel ortama alındığını görüyoruz. Burada yalnız unutulmaması gereken bir şey var. Bu aileler için doğum hayatın normal bir parçası. Çocuklar bunun doğal bir süreç olduğunu bundan daha iyi nasıl öğrenebilirler. Burada önemli olan aile kadar, çocukların da bu konuda hazırlanmalarıdır.Şimdiye kadar gördüğüm hiçbir örnekte çocukların olumsuz etkilendiğini görmedim.
Ailenin yani eşin doğumda bulunması anne için büyük bir destek. Hele bir de hamilelik döneminde birbirlerine çok iyi destek olmuşlarsa, doğum sürecinde de bu gücü kullanıyorlar. Doğumda bulunan babaların eşlerine saygı ve sevgisinin kat kat fazla arttığını söyleyebilirim. Ben babaların da doğuma girdiği doğumlara”aile doğumu” ismini verdim. Aile bağlarını kesinlikle güclendiriyor. Yalnız burada yapılacak en büyük yanlış babaları doğuma girmeye zorlamaktır. Doğuma girmek istemeyen baba kötü bir baba değildir. Sadece hazır olmayan veya kültürel olarak girmek istemeyen bir babadır. Saygıyla karşılamak lazım. Burada önemli olan doğumda eşinin yanında olmak isteyen babalar, eğer tıbbi olarak engel yoksa , gerekli desteği vermektir.
Çocukların havuza girmesi enfeksiyon riskini arttırmıyor.Doğum zaten steril bir ortam gerektirmiyor. Öyle olsaydı neslimiz enfeksiyondan dolayı bu günlere ulaşamazdı. Bilimsel çalışmalar doğum sonrasında bebeğin steril olan bağırsak florasının 24 saat için karşılaştığı mikroplarla dolmasının avantajlarını gösteriyor. Bebeğin anne çıplak teni ile buluşması ve mümkün olduğunca uzun sürede burada kalması, çok daha dost mikropların barsak florasına yerleşmesini sağlıyor. Oysa anneden uzaklaştırılan ve hastane ortamlarında ayrı tutulan bebeklerde bu yararlı mikropların yerleşmesi önleniyor.
Merkezimize Türkiye’nin dört bir yanından gebeler ulaşıyorlar. Kimisi destek istiyor, kimisi bilgi. Birçoğu da kurslarımıza geliyorlar. Ama hepsinin etkilendiği tek bir şey var. Normal doğumu destekleyen, anne ve bebeğine saygılı doğumu savunan görüşlerimden çok etkilendiklerini söylüyorlar.
İstanbul’a ayda bir kurslar ve konuşmalar için geliyorum. Bu konularda çalıştığımız ekiplerimizle ailelere destek oluyorum. Dilerlerse bize web sayfamızdan ulaşabilirler.
|