| Bebeğim ve Biz Dergisi Ağustos sayısında "Bebeğim doğumdan ne ister? " başlıklı röportajımızı yayınladı. |
|
|
|
Bebeğim ve Biz dergisine doğal doğuma verdiği önemden dolayı teşekkür ederim.
Temel besinlerimizdeki hormon ve katkı maddelerinin kanserojen etkileri ile küresel ısınma derken insanın doğaya yaptığı her türlü müdahelenin olumsuz sonuçları son yılların en önemli gündem maddesi olarak ilk sıralarda yerini alıyor. İnsanoğlu artık her şeyin doğalına yöneliyor. "Doğal olan, sağlıklıdır!" anlayışı artık her yerde. Yapay olan her şeyin tartışıldığı günümüzde konu doğumlara gelince pek bir hareketlenme göremiyoruz. Normal doğumların azalmasına, sezaryenle doğumların artmasına ve Dünya Sağlık Örgütü'nün de konuya dikkat çekmesine rağmen henüz normal doğumların artışıyla ilgili önemli bir çaba söz konusu değil. Peki konu kadınları ilgilendirdiğine göre, bu mesele dünyadaki insanların neredeyse yarısını etkilemiyor mu? Çok büyük bir kitleyi etkileyen bu durum elbette yıllardır tartışılıyor ve nedenler her ülkede birbirine benziyor. Amerika ve Avrupa'da normal doğumların önemine değiniliyor ve oranlarının artması için birtakım çabalar sarf ediliyor. Ülkemizde de konuyla ilgili kıpırdanmalar başladı, ancak epey yavaş ilerliyor. Sezaryenle doğumun artış nedenlerine çok sık değiniliyor, ama konuya farklı bir açıdan bakılmıyor: Normal doğumların azalma nedenleri pek tartışılmıyor. Annenin korkusu, doktorun kolayına gelmesi ve annelerin isteği gibi bilinen nedenlerin ötesinde aslında normal doğumların azalmasında; kimsenin fark etmediği birtakım etkenler de söz konusu. Normal doğumların artması için 4 yıldır çalışmalar yapan Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Hakan Çoker, bu etkenleri bize o kadar güzel anlattı ki, eminiz anne adayları da bu röportajı okuduklarında bizim kadar etkilenecekler. Sadece kendi düşüncelerine ve duygularına değil, karınlarındaki bebeklerinin isteğine de önem verecekler. Belki de bu açıdan bakan anne adayları doğumlarını nasıl gerçekleştirebileceği kararına sahip çıkabilecek ve o mucizevi anı yaşayabilecek. Dr. Hakan Çoker’in dediği gibi tüm anne adaylarına mümkün olduğunca müdahalesiz, ama mutlaka sağlıklı bir doğum diliyoruz. Ve yine kendisinin dediği gibi ebeler, doğumlarda yerlerini yeniden aldıkça, doğumlarımız çok daha insancıl, sevgi dolu ve doğal olacaktır. Amerika’nın çok ünlü bir ebesi Inna May Gaskin'in dediği gibi, "Doğumda kadın bir Tanrıça gibi gözükmüyorsa, birileri ona yeterince destek ve güven vermiyor demektir!".
Tüm dünyada normal doğumlarda bir azalma olduğu söyleniyor. Buna karşı İngiltere’de evlerde normal doğum yaptırılmaya başladığı belirtiliyor. Normal doğumla ilgili dünyada neler oluyor? Doğumların "normal" olması için çabalar sarf ediliyor mu? Evet, tüm dünyada doğal doğumlar gittikçe azalıyor. Bu, doğal yaşamların ve doğal gıdaların azalması ile paralellik gösteriyor. Son 10 yıla baktığımızda sezaryen oranlarının özellikle büyük şehirlerimizde gittikçe arttığını fark ediyoruz. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre bu oran yüzde 15 olması gerekirken, ülkemizde devlet hastanelerinde yüzde 40-60, özel hastanelerimizde yüzde 80-90 oranlarını bulmuş durumda. Amerika ve Avrupa ülkelerinde yüzde 28-30 sınırına gelen sezaryen oranlarını düşürmek için yoğun bir çaba harcanırken, ülkemizde yazılı açıklamaların dışında büyük bir projenin olmadığını görüyoruz. Peki kabul edilemez derecede yüksek sezaryen oranlarının sebebi nedir? Bunun sebepleri çok çeşitli. Sanayileşmiş şehirlerde hayat çok hızlı akıyor artık. Bir yandan anneler eski doğallıkla doğuma hazırlanmıyorlar ve artık doğurtulmayı bekliyorlar. Sunulan medikal imkanları kullanmak istiyorlar. Ve ağrı istemiyorlar. Diğer yandan doktorlar çalışma saatleri içinde doğumlar bitsin istiyorlar. Ve belki de en önemlisi artık ters giden her doğumda aileler yasal anlamda hesap sormak istiyorlar. Doğumda garanti istiyorlar. Aile ve yasalarla baskı altına alınan doktorlarımızdan garantili sonuçlar beklendiğinde ister istemez sezaryen oranları artıyor. Bu üç neden birleştiğinde doğal doğumlar ister istemez azalıyor. Tüm bunların önüne geçmek için, ailelerin kendi sağlıkları ile ilgili sorumlulukları alacak derecede eğitilmeleri gerekiyor. Herkes kendi penceresinde, “Ben ne istiyorum? Benim için hangisi en rahatı ve tehlikesizidir?” diye soruyor. Fikrini almadığımız tek bir kişi var, o da bebek. Kimse bebek ne istiyor sorusunu sormuyor. İşte bu soruyu daha çok uluslararası hamile eğitim kurumları ve bilinçli anneler soruyor. Bu sayede Amerika ve Avrupa’da ev doğumları veya ev tipi doğumevleri sayısı her geçen yıl artıyor. Evet, eve ebe geliyor, ancak güvenlik önlemleri hastane koşullarını aratmıyor. Anneler artık mümkün olduğunca az müdahale istiyor. Doğuma gereksiz yapılan her müdahale doğumun doğallığını bozuyor. Bu ülkelerde doğal doğumlar ve ev doğumları teşvik ediliyor. Bu doğumların masrafları sigortalar tarafından karşılanıyor. Ebelik kurumu el üstünde tutuluyor. Annelerin her aşamada ücretsiz eğitim alması sağlanıyor.
MÜDAHELELER DOĞAL DOĞUMU ENGELLİYOR Biz normal doğum diyoruz, ama siz doğal doğum diyorsunuz. Doğal doğum derken ne demek istiyorsunuz? Doğal doğum, mümkün olduğu kadar müdahale edilmeden yapılan doğumlardır. Bu sayede aktive olan tüm doğal hormonlar, anne ve bebeğini doğuma en sağlıklı biçimde hazırlar. Zaten doğal bir doğumda ebeler ve doktorların izleyici olup, sağlık kontrollerini yapmalarından başka bir müdahalesi olmamalıdır. Çünkü buna ihtiyaç yoktur. Hamilelik ve doğum eylemi bir hastalık değil, bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur. Gereksiz yere yapılan her türlü müdahalenin doğumun işleyişi ve hormonların salınımı üzerine negatif etkileri vardır. Zaten doğal doğumu üstün kılan, bu hormonların salgılanmasıdır.
Doğum anındaki müdaheleler doğumun gidişatını nasıl etkiliyor?
ANNE DOSTU HASTANELER OLMALI Doğal doğumların olması için neler yapılmalı? Sanırım bu aşamada en büyük görev kadınlarımıza düşüyor. Gerek hamilelik gerekse doğum planları için artık "Ben ne istiyorum?" sorusu yerine, "Bebeğim ne istiyor?" sorusunu sormamız gerekiyor. İnanın bana bebeklerimiz travmasız, sakin ve dünyayla tanıştığı anda annesiyle buluşacağı doğal bir doğum istiyor. Bu, onların geleceğini pozitif yönde etkiliyor, sevme kapasitelerini artırıyor. Dünyada travmasız bir doğumla karşılaştırıldığında sezaryenin daha iyi olduğuna dair tek bir çalışma yok. Kadınlarımızın artık doğumlarına sahip çıkması gerekiyor. Burada elbette hamile eğitimi alınacak kurumu seçmek çok önemli. Bu kurumun doğal doğumu desteklemesi, sizi böyle bir doğuma hazırlayacak teknikleri öğretmesi, gereksiz müdahalelerden nasıl korunacağınıza rehberlik etmesi için belli doğum felsefelerini benimsemiş olması gerekiyor. Ülkemizde hala emekleme aşamasında olan hamile eğitim kurumlarının çoğunda verilen hizmetler hamilelik egzersizleri ve emzirme tekniklerinin çok ötesine geçmiyor. Bu kurumlar genellikle sistemle barışık hizmet veriyor, ders konularını ona göre seçiyor. Eğitim alanların arasında, doğal doğum oranlarının çok düşük kalması bu görüşümüzü destekliyor. ANNE VE BEBEĞİNE SAYGILI BİR DOĞUM HEDEFİ Siz doğal doğumdan yana bir doktorsunuz ve doğal doğumların artması için de çalışmalar yapıyorsunuz. Bunlardan bahsedebilir misiniz? 4 yıldan bu yana doğuma hazırlık kursları üzerinde çalışıyorum. 2 uluslararası geçerliliği olan kurumdan (Lamaze, Hypnobirting) eğitim aldım ve almaya da devam ediyorum. Kursa gelen hamilelerin birçoğu bilinçli anneler oluyor. Az çok okumuşlar ve ne istediklerini biliyorlar. Ancak güven problemi yaşıyorlar. Çünkü çevrelerinde onların kendilerine ve bebeklerine güvenebilecekleri hiçbir olumlu söz duymuyorlar. Kadınlarımız maalesef doğumdan korkuyor ve korkuları toplum tarafından besleniyor. Korku gerginlik yaratıyor ve bedende stres hormonlarının salgılanmasını artırıyor. Gergin ve ağrılı geçen saatler sonrasında bu hamileler bir şekilde doğum yapıyor belki, ancak özellikle doğum anında tamamen kurtulma güdüleri ile hareket ediyorlar. O özel anı, o büyülü buluşma anını kaçırıyorlar. Akıllarında sadece ağrılar, yorgunluk ve korku kalıyor. Tabii bu hamilelerimiz daha sonra korkuyla besledikleri bu doğumları anne adaylarına bire bin katarak anlatıyor ve toplumsal korkunun kaynağı oluyorlar. Yani toplum olarak doğum konusunda negatif bir hipnoz altındayız ve bir şekilde bunun yavaş yavaş kırılması gerekiyor. Kurslarda öncelikle doğumu ve doğumun doğallığını öğreniyorlar ve çok etkileniyorlar. İkinci büyük değişim, doğumun doğal hormonları ve bunların anne-bebek arasındaki ilişkiye katkılarını öğrenince oluyor. Seyrettikleri videolarda doğum anında yaşanan bu aşklara tanık oluyorlar. Daha sonra her vajinal doğumun doğal doğum olmadığını ve aralarında çok büyük farklar olduklarını öğrendiklerinde şaşırıyorlar. En çok merak ettikleri konu ise hastanede onları bekleyen müdahaleler ve bunların olumlu-olumsuz yönleri oluyor. Duydukları birçok korku dolu hikayenin aslında gerçek olmadığını öğreniyorlar. Bunlardan sonra Lamaze felsefelerinden biri gerçekleşiyor. Kendi sağlıkları ile ilgili kararlarda sorumluluk alacak kadar kendilerine güvenleri geliyor. İşte bu aşamada en önemli konu karşımıza çıkıyor: Ne istediklerini öğreniyorlar. Doğum planları yapıyorlar. Ancak rutin müdahaleler ve sezaryenlerle kuşatılmış bu sağlık sisteminde bu isteklerini gerçekleştirebilecekler mi? Doktorları bunları kabul edecek mi? Kursun bu bölümünde doktorları ile nasıl mantıklı, güvenilir ve etkili bir iletişim kurabileceklerini öğreniyorlar. Tüm bunları öğretirken birçok teknikten parçalar kullanıyoruz. Teorik bilgiler alıyorlar, meditasyonla gevşemeyi ve bunun önemini öğreniyorlar, imgeleme teknikleri ile doğumu yaşıyorlar, değişik telkinlerle bebekleri ile bağ kuruyorlar, egzersizlerle bedenlerini doğuma hazırlıyorlar. Ve en önemlisi seyrettikleri değişik ülke doğum videolarında, her anneyle birlikte beraber doğum heyecanını yaşıyorlar. Bizim en önemli özelliğimiz, uluslararası sertifikasyonlardan geçmemiz ve doğuma odaklanmış olmamız. Yani biz anne adayını aslında her türlü doğum şekline hazırlıyoruz. Ve bunu yaparken anne ve bebeğine saygılı bir doğum hayalimiz var. Yani anneden ve bebekten yana bir tarafız. Doğumu, müdahaleleri, epidural anesteziyi veya sezaryeni anlatırken olumlu ve olumsuz tarafları birlikte anlatıyoruz. Ve kararı hep ailenin vermesini istiyoruz. Sistemle barışık bir eğitim vermediğimizin farkındayız. Çünkü rutin müdahalelerin ve yüksek sezaryen oranlarının annelere ve bebeklerine zarar verdiğini biliyoruz. Bu arada Türkiye’de ilk Uluslararası HypnoBirthing kursunu Mayıs ayında Marmaris'te yaptık. 25 kişi katıldı. İçlerinde ebe, hypnoterapist ve doktor vardı. Bunların 14 tanesi İngiltere, İsrail, Ürdün ve Hollanda dan geldi. Gelecek yıl kurs tekrarlanacak. Ayrıca dünyada çok tanınan "ActiveBirth" kitabının yazarı Janet Balaskas da kursdaydı. Önümüzdeki yıl o da kurs vermek üzere gelecek. İstanbul'dan 2 hamilemiz doğal doğum için Marmaris’e geldi. Çok güzel bir doğum yaptıktan sonra hala Marmaris Hisarönü köyünde Eylül ayına kadar kalmaya devam edecek.
Hamile eğitim kurslarına katılamayan anne adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir? Doğum normal, doğal ve sağlıklıdır. Kendilerine ve bebeklerine güvenip, gevşemeyi öğrendikleri takdirde doğumları çok daha kolay olacaktır. Eğer normal doğum istiyorlarsa ve bu konuda doktorları tarafından yönlendirilmiyorlarsa mutlaka gevşemeyi ve bedenlerini doğuma hazırlamayı öğrenmeliler. Doğal bir doğum istiyorlarsa hastanelerinin ve özellikle doktorlarının rutin uygulamalarını sorgulasınlar. Bebeklerinin doğumda ne istediğini sorgulasınlar. Karşılaştıkları her türlü sorunu gerek internet sayfamız www.dogaldogum.com gerekse haber grubumuzda bizlerle paylaşabilirler. Bu haber grubunda, daha önce kurslara katılmış ve doğum yapmış anneler, daha bilinçli cevaplarla yardımcı olmak için onları bekliyorlar.
MÜMKÜN OLDUĞUNCA MÜDAHELESİZ, AMA MUTLAKA SAĞLIKLI BİR DOĞUM Normal doğum yaptırmaya çalışıp da yaptıramadığınız vakalar oldu mu hiç? Bu durumun riskleri var mı? Olmaz olur mu hiç? Doğum dediğiniz olayda zaten her şeyi önceden kestirmeniz mümkün değil. Bu tür riskleri elbette göze alıyorsunuz. Ancak risk almak bebeği tehlikeye atmak anlamına gelmiyor. Doğumun gerçekleşemediği durumlarda, gerçekten gerekli olduğunda kullanabileceğimiz birçok tıbbi yardım var. Örneğin epizyotomi dediğimiz vajinal kesiyi gerekirse yapıyorum. İlk doğumlarda bile kesi yapma oranım yüzde 30 civarında. Bazen anne ıkınamıyor veya bir problemden dolayı bebeğin çıkışı zorlaşabiliyor. Vakum takmak zorunda kalabiliyorum. Ama dediğim gibi tüm bunları yaparken ne anneyi ne de bebeğini tehlikeye atmıyoruz. Yani doğal doğum yapacak diye anneyi veya bebeğini zorlamak gibi bir felsefemiz kesinlikle yok. Zaten kurslarda bunu önemle vurguluyoruz. Sihirli bir cümlemiz var; “Mümkün olduğunca müdahalesiz, ama mutlaka sağlıklı bir doğum". Bu kavramı çeşitli tekniklerle destekliyoruz. Tüm bu müdahale kararlarını anne ile birlikte alıyoruz. Böylece doğumda pasif değil, tüm karar ve sorumluluk aşamalarına aktif olarak katılan bir anne doğumdan sonra hiçbir pişmanlık yaşamıyor. Pişmanlık, annelerin doğumdan sonra hissedecekleri en son duygu olmalı. Bunun yerine hafızalarında doğumun coşkusu kalmalı. Ve her şeyden önemlisi gerektiğinde mükemmel bir kurtarma ameliyatı olan sezaryeni yapmaktan çekinmiyoruz. Bebeği her aşamada sezaryenle kurtarmak mümkün.
İşin sırrı tamamen doktorun ve ebenin verdiği teşvik ve güvende galiba öyle değil mi? Size bu soruya müthiş bir cümle ile cevap vereyim. Bir kadın doğumda tanrıça gibi gözükmüyorsa, ona birileri yeterince destek vermiyor demektir. Bunu Amerika’nın çok ünlü bir ebesi Inna May Gaskin söylüyor. Doğumun sırrı sevgi ve güvende gizlidir. Doğumda anne kendini güvende hissetmediği anda doğumu durduran hormonlar devreye girer. Çünkü korku vardır ve korku tehlike demektir. Tehlikede olduğunu düşünen ilkel beynimiz doğumu durdurmaya çalışır. Kursta bu mekanizmaları detaylı tartışıyoruz. Bu korkuyu bazen hastane ortamları yaratır, bazen sağlıkçılar, bazen aileler, bazen de kendimiz yaratırız. Doğumda odadaki her fazla kişi mahremiyete tehdittir. Kadınlar doğumda mahremiyet ister. Belki bu yüzden ev doğumlarında en az hastane doğumları kadar hatta daha fazla başarı elde edilir. Annelerin doğumda tek bir beklentisi var. Sevgi, güven, destek ve bebeğinin iyi olduğunu bilmek. Zaten gerisini o biliyor olacaktır. Kendine güvenen bir hamile, doğumun gidişini bizden çok daha iyi takip edebilir. İçindeki o binlerce yıldan beri aktarılan güdülere yeniden güvenebilse çok daha kolay bir doğum yapacaktır. Doğum bilinçle değil, bilinçaltı ile yapılan bir eylemdir. Kendini bırakmak için güven şarttır. Bu aşamada doktor ve daha önemlisi ebe desteği inanılmaz önemlidir. Ancak ne yazık ki ebelerimize verilen değer özellikle büyük şehirlerimizin o pahalı hastanelerinde gittikçe azalıyor. Bazı hastanelerde ebelerin muayenesi bile yasaktır. Eskinin sakin, tecrübeli, sorgusuz anne şefkati ile yaklaşan ebeleri doğum sahalarında yerlerini yeniden aldıkça; doğumlarımız çok daha insancıl, sevgi dolu ve doğal olacaktır. Başta emekli yüksek ebe, annem Gülümser Kızılsal olmak üzere tüm ebelere saygılarımı sunarım.
****** UZMAN KUTUSU************ 1. Doğum kendi başlamalıdır. 2. Doğum boyunca hareket özgürlüğü olmalıdır. 3. Doğum boyunca hamileye duygusal ve fiziksel destek verilmelidir. 4. Gereksiz her türlü müdahaleden kaçınılmalıdır. 5. Doğumda sırt üstü yerine diğer pozisyonlar desteklenmelidir. 6. Doğum sonrası anne ve bebek bir arada kalmalıdır. Hastane ve doktor seçimi yaparken bu uygulamalara nasıl bakıldığı sorgulanmalı ve doğum aşamasında hamilelerimiz kendi sağlıkları ile ilgili kararları verebilecek düzeyde eğitilmelidirler. Bu sayede kabul edilmez oranlara yükselen sezaryen ve müdahaleli doğum oranlarının, yakın bir gelecekte azalmaya başlayarak, kadınlarımızın yeniden doğumun coşkusunu yaşayacağı günler yakındır. Anneye ve bebeğine saygılı doğumlardaki artış toplumumuzun geleceği için de hayati bir öneme sahip olacaktır.
|